30 Nisan 2007

koza

her sabah saatimi yedi buçuğa kursam da sekiz buçukta kalkıp alel acele evden çıkmayı seviyorum. bildik yollar, yüzler; tanımasam da her sabah aynı caddede gördüğüm genç kadınlar, adamlar, dilenci.. her gün aynı pastaneden bir tane zeytinli açma alıyorum, pastaneye girince adam gülümsüyor ve hemen içeriye gidip kağıda bir tane açma sarıyor, patetesli değil, benim sevdiğim zeytinli olanlardan. poşet istemediğimi bilmiyormuş gibi bir de her sabah poşet ister misiniz diye soruyor, poğaçalar da sıcak, fırından aldım şimdi, afiyet olsun. ben de fiyatını bilmezmiş gibi elli kuruştu öyle değil mi diyorum. seremoni gibi.

bu sabah şekerli börek istedi canım, nasılsa maaşa az kalmıştı, biraz para harcasam sorun olmazdı. böreği evin oradaki börekçiden almış, aynı caddeden aynı yüzleri göre göre işe gidiyordum. zeytinli açma aldığım pastanenin önünden geçerken börek almış olmanın suçluluğuyla içeriye baktım belli etmeden. tezgahın önünde müşteriler vardı, pastaneci beni göremezdi, hızla köşeyi döndüm, derin bir nefes verdim, rahatlamıştım. pazartesi günü zeytinli açma almaya gidince yüzüm kızaracak, pastanecinin suratına bakmaktan korkacaktım, hani sanki nerdeydiniz geçen gün, yoksa canınız açma istemedi mi diyecekmiş gibi.

senelerdir aynı semtte oturuyorum. birkaç kez başka yerlere taşındım, denedim ama olmadı, rahat edemedim. küçük bir şehirde doğup büyümüş olmanın verdiği sahiplenme ve sahiplenilme duygusu olsa gerek diye düşünüyorum. sen kalk küçüçük şehrinden okuyacağım diye kaç, sonra yine kendine küçük şehirler yarat.. bazen kendimi anlamıyorum, hatta çoğunuzu anladığım kadar bile anlamıyorum.

her gün aynı şeyi yesem, her gün aynı şeyleri yapsam, aynı şeyleri giysem, aynı şeyleri izlesem, aynı.. şey.. ben.. uyuşmuş gibiyim, hele bacaklarımın uyuşukluğu anlatılamaz. sizin zamanınız akıp gidiyor, arabalarınız yolda hız yapıyor, güneşiniz doğup batıyor ama ben duruyorum. ben yürüyünce de iki yanımdan nehir gibi akıyorsunuz ama ben bu filme giremiyorum.. benim filmime giremiyorsunuz.

dün pastanedeki adam zeytinli açmayı sararken kağıdın içine bir tane de peynirli küçük bir poğaça atmış, hani yaşlı başlı bir adam olmasa başka bir şey düşünürdüm, sağolsun. böyle insanlar kalmadı azizim dedim içimden ve utandım. bu sabah belki de o yüzden canım şekerli börek istedi. her sabah gelip tek bir açma alıyor, midesine farklı bir şey girsin bari diye mi düşündü yoksa o da benim gibi yüzleri bildik, tanıdık bir çevre mi oluşturmaya çalışıyor, bilmiyorum.

0 yorum: