Bu hafta sonu şehirler arası otobüslere bindim yine, baygınlıklar bastı, mide bulantısı da cabası. Kitap da okuyamıyorum otobüste, başım dönüyor, özetle saçmalayacak bir sürü boş vaktim vardı. Muavin gelip ne içermişim diye sordu, ne var dedim; çay, kahve ve kola varmış. Durdum şöyle bir, muavinin suratına boş boş baktım, neden baktığımı anlamadı tabi. Aslında ben saymaya devam etmesini bekliyordum. Ne kahve içiyorum, ne çay ne de kola, hem hepsi de zararlı şeyler. Gece yolculuklarında da uyku açıyorlar. Düşünsenize bir kere otobüse binen hamile bir kadının halini, ne var içecek, zararlı her şey bir de su. Özetle muavine cevap veremedim, düşündüklerimi anlatsam ne derdi bilemiyorum. Hem sonra bir dilim kek bıraktı gitti, istiyor musun diye de sormadı; belki şekerim var, belki diyetteyim. O keki görüp, dayanamayarak yiyeceğim belki, sonra? ..?
Hem neden cevizli çikolata yok, sorarım size? Pirinçleri patlatana kadar oraya birkaç ceviz koysanız ölür müsünüz?
Siyah ve beyaz renk değildi öyle değil mi? Çünkü beyaz ışığın olduğu yerdir, siyah da olmadığı yer. Peki öyleyse gri nedir? Gri bir renktir, siyah ve beyaz karışımından oluşan. İki eksi, bir artı yapar mantığı mı bu, ne mantığı?
Sabah aklıma takılan bir soru daha, el öpmek el fetişi midir? (evet deliyim)
Bir de neden kadınlar bulaşık yıkamak zorunda? Sorgusuz sualsiz bulaşıkları kadınlar yıkıyor, çok ilginç. Eski manitalarımdan biri demişti; ben bulaşık yıkamam. Yemek de yemezsin sen o zaman, yiyemezsin demiştim, kendi bilir. Hem erkekler de etek giyebilsin, havadar.
Babam kanaryaları bir kafese atmış, yumurtlayacaklarmış, başlarında bekliyor. Kuşlar aşık olamıyordu di mi? İki haftadır tık yok kanaryalarda dedi babam, dişi frijit olmuş diyecektim sustum. Sonra kaldırdı yükseğe astı, burda kimse rahatsız etmez onları dedi, meğer bizden utanıyormuş kanaryalar. (sanırım gensel bu bendeki)
Ya öyle işte..