04 Temmuz 2007

Saçmalamalar - II

Bu hafta sonu şehirler arası otobüslere bindim yine, baygınlıklar bastı, mide bulantısı da cabası. Kitap da okuyamıyorum otobüste, başım dönüyor, özetle saçmalayacak bir sürü boş vaktim vardı. Muavin gelip ne içermişim diye sordu, ne var dedim; çay, kahve ve kola varmış. Durdum şöyle bir, muavinin suratına boş boş baktım, neden baktığımı anlamadı tabi. Aslında ben saymaya devam etmesini bekliyordum. Ne kahve içiyorum, ne çay ne de kola, hem hepsi de zararlı şeyler. Gece yolculuklarında da uyku açıyorlar. Düşünsenize bir kere otobüse binen hamile bir kadının halini, ne var içecek, zararlı her şey bir de su. Özetle muavine cevap veremedim, düşündüklerimi anlatsam ne derdi bilemiyorum. Hem sonra bir dilim kek bıraktı gitti, istiyor musun diye de sormadı; belki şekerim var, belki diyetteyim. O keki görüp, dayanamayarak yiyeceğim belki, sonra? ..?

Hem neden cevizli çikolata yok, sorarım size? Pirinçleri patlatana kadar oraya birkaç ceviz koysanız ölür müsünüz?

Siyah ve beyaz renk değildi öyle değil mi? Çünkü beyaz ışığın olduğu yerdir, siyah da olmadığı yer. Peki öyleyse gri nedir? Gri bir renktir, siyah ve beyaz karışımından oluşan. İki eksi, bir artı yapar mantığı mı bu, ne mantığı?

Sabah aklıma takılan bir soru daha, el öpmek el fetişi midir? (evet deliyim)

Bir de neden kadınlar bulaşık yıkamak zorunda? Sorgusuz sualsiz bulaşıkları kadınlar yıkıyor, çok ilginç. Eski manitalarımdan biri demişti; ben bulaşık yıkamam. Yemek de yemezsin sen o zaman, yiyemezsin demiştim, kendi bilir. Hem erkekler de etek giyebilsin, havadar.

Babam kanaryaları bir kafese atmış, yumurtlayacaklarmış, başlarında bekliyor. Kuşlar aşık olamıyordu di mi? İki haftadır tık yok kanaryalarda dedi babam, dişi frijit olmuş diyecektim sustum. Sonra kaldırdı yükseğe astı, burda kimse rahatsız etmez onları dedi, meğer bizden utanıyormuş kanaryalar. (sanırım gensel bu bendeki)
Ya öyle işte..

Saçmalamalar - I

geçen gece uyuyamadım aklıma yine bir sürü şey geldi. mesela insanlar neden en çok kedileri sever, evlerine alırlar? oysa ki ne kadar nankör, ne kadar pis hayvanlar (hayır baktım ordan biliyorum). köpekler de öyle, gerçi kedilere göre daha samimiler, ama yok piresiydi, bokuydu, parazitiydi, yok köpek depresyona girmişmiş, beni özlüyormuş.. (hayvanların da duyguları var). konudan sapmıyım da, evet bunları düşündüm geçen gece 1-2 gibi. insanlar mesela kuş alıyor evlerine ama muhabbet kuşu illaki. bizde saka var, kanarya var evde, negzel. şakıyorlar sabahları, geç kalkmak mümkün değil(!). ama ya muhabbet kuşu öyle mi, neymiş mavisi mavişmiş, yeşili yeşim. bizde de vardı ve kapı zilini taklit edebiliyordu. hayır annem o kadar “dökme yemleri yere o.ospu” diyordu kuşa ama kuş o.ospu demeyi bile öğrenemedi mesela. sonra köpekler; hanım kızlar kaniş bakar, sert erkekler doberman felan. hayır kesinlikle gıcığım yok ama çenesinin gücünü kullanmıycak hayvan, koyucan evde oturucak köpek, hava atmaya sahile götürcen falan, o kadar yani. evini biri soyacak da seni ondan koruyacak da, lam köpek katil; hırsızın canına kasttan suçlanmıycak mısın? al bir kuşçu (av köpeği) ya da ispanyol kukır, hem sıcak kanlı hem daha akıllı, insanlara dost.

tüm bunları geçtim, mesela biz yaralı bir kekliği beslemiştik, “kekliği düz ovada avlarııız çıkıcık çıkıcık” şeklindeki melodinin nereden geldiğini o zaman öğrendim. çünkü keklik gerçekten öyle ötüyor, güzel de hayvan, iyileşince saldık. insanlar neden muhabbet kuşunda ısrar eder ki? ufak diye mi? ee çekirge de ufak, onu baksınlar valla daha güzel ötüyor hem afrika’dan ithal de değil, sokakta bile var.

tüm bunlara nerden bulaştığıma gelince, dün forumun birinde “vicdanlı mısınız?” diye bir başlığa rastladım, başlığın içeriği aslında “eski sevgiliniz ölürse üzülür müsünüz?” idi ama ben gidip “hayır vicdanlı değilim hatta dün bir kediyi tekmeledim, kedi de ölmüş sonra” yazdım. bir kere kediyi tekmelememiş, sadece kapımın önünden çekilsin diye ayağımla aldım kenara koymuştum. tekmelesem kaçardı bi kere. hem kediler 50. kattan düşüyor da ölmüyor, tekmeyle mi ölecek. her şeyi irdeleyen insanların o anda beyni sulanmıştı herhalde ki hepsi bana cani, vicdansız.. bilmem ne diye saldırdı. ben de pişkinliğimden ödün vermedim, umarım gömmüşlerdir keza çok pis kokuyor dedim. kedi aynen duruyor, benden daha pişkin sırıtıyor kapının önünde.

en son 2 sene önce kedi baktıktan sonra tiksiniyorum kedilerden de kedi fanatiklerinden de. hem sokakta da bir sürü kedi var, ölse ne yazar? vicdansız mıyım böyle düşündüğüm için, belki, ama düşündüklerim yüzünden vicdansız olmam çünkü sadece düşünüyorum.
neyse denemecim, yordum seni. bu arada karınca kolonisi besleme olayına da sıcak bakmıyorum, bilesin.